Beyrut ve…

Blog bitti, bu yazıyla kapanıyor : (

Ve işte İstanbul’a dönüş zamanı. 16 Mayıs’da geldiğim Beyrut’dan yarın 24 Haziran, sabahın 06:00’sında ayrılıyorum. Tek başıma gösteri bavulumla çıktığım bu yolculukta, aşağıda istatisliğini koyduğum ve yaklaşık olarak seyirci sayılarını hesapladığım bi tablo var; Yaklaşık 300 kişiyle buluşturabilmişim “Sen balık değilsin ki” yi, kendi adıma demeliyim ki  üstüne çokca konuştuğumuz “mikro devrim” adına ve seneler önce Çıplak Ayaklar’ın adam adama teorisi hala benim için işliyor.
Çok şey gördüm, çok şey öğrendim, çok insanla sohbet ettim, çok arkadaş edindim. Bi kısmını blogda yazdım, bi kısmını defterlerime yazdım, birazını kamerama çektim.

Birkaç gün önce SBDK ev performansları deneyimlerimi uzun uzadıya yazdığım için bu son blog yazısında böyle bi şeylerden hiç bahsetmicem. Çılgınca geçen bi Çıplak Ayaklar gösteri sezonundan sonra, biraz da bilinçli olarak seçtiğim bu İstanbul’dan kaçış, kendimden kaçış ve başka bir şehrin sokaklarında yeni insanlara “yeni” bi Mihran buluşturma deneyimlerim beni aslında  fazlasıyla “ben”le uğraştırdı. Bunu zaten biliyor ve tahmin ediyordum, çünkü İstanbul’da biraz da hiperaktifliğimin verdiği körlükle, yaşadıklarımı bilinçsizce yaşar ve farkına varabilmem için hep kaçmam gerektiğini görürüm. Beyrut’da benim için öyleydi, bi buçuk ayda birçok etaptan geçtim, yalnızlığı yaşadım, acımı burada çektim, tekrar yazabilmekten büyük keyf aldım ve 3 defter bitirdim, farklı coğrafyada olmanın verdiği avantajla daha sınırsız hayal kurabildim ve yeni yapmak istediklerimin kırıntılarını biraz toparladım, ama yine diyebilirim ki “İstanbul” başka bi şehir ve insanları çok özledim.
 “Ararken” sürecinden sonra ilk defa doğru düzgün bi blog tuttum ve bu yazıyla beraber de sonlandırıyorum. Okuyan herkese teşekkürler. Eğer bu blogu okuyan tanımadıklarım varsa sonuselamet’e email atsınlar ki şimdiden hayalini kurduğum bi sonraki blog denemelerinden yada ÇAK gösterilerinden haberdar edebilelim.  Bu arada yolladığım kartlardan yaklaşık bi 10 tanesinden haber geldi sanırım hepsi birbir varıyorlar yerlerine….

Herkesin kendini, hayatının belli dönemlerinde yollara vermesi, yeni coğrafyalar ve yeni insanlarla tanışması ve kendi iç yolculuklarına daha fazla değer verebilmeleri, dileklerimle sonlandırıyorum.
Çok keyifliydi : )

Hade,
Sonu selamet

16 Mayıs- 24 Haziran, Beyrut “Sen balık değilsin ki” festival istatisliği : )

14 - St Joseph Üniversitesi - 22.06.2011- 40 kişi
13 - Anna Lena’nın salonu  - 21.06.2011 -15 kişi
12 - Garden Tower Hoteli’nin lobisi- Antilyas - 20.06.2011 - 20 kişi
11 - Tekeyan toplantı salonu - 19-06-2011 - 20 kişi
10 - Sunflower Tiyatrosu - 17.06.2011 - 22 kişi
9  - Melkonian sahnesi- Bourdj Hamood - 16.06.2011 - 45 kişi
8 - Welid ve Souad’ın evi - 14.06.2011 - 16 kişi
7 - Sanayeh evi - 06.06.2011 - 20 kişi
6 - Derboğosian ailesinin evi - 04.06.2011 - 8 kişi
5 - Plan Bey - 02.06.2011 - 50 kişi
4 - Chill Bar - 01.06.2011 - 20 kişi
3 - Hibsy’nin salonu - 29.05.2011 - 13 kişi
2 - Joanne ve Omer’in salonu - 27.05.2011 - 11 kişi
1 - Araz’ın odası - 25.05.2011 - 9 kişi

 Toplam 14 gösteri ve 309 seyirci
(bu sayı 290 -320 arasında muhtemelen değişebilir)

1 note

 Beden - 14 / St. Joseph Üniversitesi - 22.06.2011 / Son

 Beden - 14 / St. Joseph Üniversitesi - 22.06.2011 / Son

14 ve son

Beyrut’daki son temsilimi akşamüstü 16:30 itibariyle yapmış ve bitimiş bulnuyorum : ) Gerçekten bahtiyarım…
Bu son 14. temsil Fransız Üniversitesi, görsel sanatlarda “imaj analizi” hocası olan Hajag’ın beni geçen gün izlemesi ve öğrencilerine mutlaka izlettirmek istemesi talebiyle hemen kararlaştırılmıştı.

Resimden de görüleceğe üzere benim için gayet keyifli gayet güzel ve rahat gösteri yapabileceğim bi alandaydım… Bu odayı hem karanlık oda hem panel hem de çekimler, workshoplar için kullanıyorlarmış. Teknik odadan gidip 650’lik bi PC ve 2.5 metreye yükselen bi ayakla ışık işimi bitirdim, tek sorunum dimmerli 0.75’lik kablom kaldıracakmıydı bu spotu yarım saat boyunca. Ama allahtan kaldırdı ve güzel bi temsil oldu, Sinema bölümü başkanı ve bir çok hoca da geldi yaklaşık 40 kişi vardı ve temsil sonrası sanırım en güzel tartışmalardan biri yaşandı. Malum bi üniversite olması, sinema ve görselcilerin ve üstüne hocalarının olması sohbeti keyiflendirdi…..


Gösteride benim için en heyecanlı an savaş bölümüydü, zira patlayan komfitiyi aldığım dükkanın stokunu bitirdiğimden dolayı : ) daha önce hiç denemediğim bi komfiti modeli denemek zorunda kaldım, bavuluma sığmadığı için elimde girdim sahneye, ve sonuç harikaydı- zaten tek başına 4-5 komfitiye yetermiş, istanbul’da da bunu kullanıcam, sesi de oldukça kuvvetli.

Son temsil şerefine şu anda yalnız başıma bi kutlama yapmaktayım, bi yandan blog’un son yazısını ve istatisliği hazırlayıp bi yandan da biramı içiyorum Denny’nin barında, yarın gece ise tüm dans ettiğim evlerdeki ve tanıştığım insanların toplanacağı bi hoşçakal partisi olacak Mansoor’un barında, ve sanırım uyumadan uçağa gidiyo olucam ben….

Buyrun bavulun gösteri öncesi toplanmamış hali…

1 note

 Beden - 13 / Anna Lena’nın salonu - 21.06.2011

 Beden - 13 / Anna Lena’nın salonu - 21.06.2011

Tayd-up

 

Efendim bugün ışığımın yeri çok problemliydi ama “tayd-up” her zamanki gibi işimi çözdü : ) Duvardaki ufacık bir çivi halojenimi asmama yetti de arttı bile. “Tayd-up”a bayılıyorum ve “Ziptay” diyenlerle savaşımız ÇAK sezonu bitse de uzak şehirlerde de olsa devam ediyor. Ah yüz halini görüyorum Cihan : ) Ulaş’ta ordan kah kah gülüyodur : )))

Bi de bugünkü gösteride bence tüm oynadığım tiyatro sahnelerinden, evlere, salonlara, en güzel sandalyeleri olan seyirci koltukları vardı.
Onları da koymadan edemiyorum, Çıplak Ayaklar’ın seyirci koltukları seneye böyle inek benekli olsun : )
Ve 13. gösteri bugün de sona erdi, yarın kaldı son gösterim- 14 gösteriyle festivali bitirmiş oluyorum
 

Sako

Sako Aryan Ortadoğunun Ermenice yazan nadir şairlerinden. Ben de kendisiyle burada tanıştım. İki kitabı var ve 3. sü yolda. Kendisiyle ilk tanışmam “Sen balık değilsin ki” temsili sonrası oldu, Vahakn aracıılığıyla. Bu deli adamın tam da ne söylediklerini hemen gösteriden sonra anlamadım aslında ama, ertesi günlerde dükkanına gittiğimde, ailesiyle zaman geçirdiğimde, bambaşka bir dünyası olan bi şairle karşı karşıya olduğumu gördüm. SBDK’yi sanırım 4 kez izledi, bazen sabaha karşıları ve nerdeyse hergün de ”ne var ne yok” diye mesaj attı- arada telefon açıp parçayı mırıldandığı da oluyor: )Neyse, geçen gün telefonda bana o çok güzel ses tonuyla yazdığı son şiiri okudu. Son kitabında da basılacak olan bu şiiri buraya koyup koymamayı düşündüm epeyi ama bi yandan da bavulla yaptığım buluşmalarda önemli bi adımdı Seko, adından bahsedip şiirini koymak olmazdı eh bi de arşivleyelim di mi: )

Bir albümüm ve artık bi şiirim var  : ) Yaw daha ne isterim,

Tüm İstanbul’lu dostlarımın bu güzel şairle birgün tanışması dileğimle tercümesi ve orjinali….

BALIKLAR VE KALPLER HAKKINDA

                                                             Kıymetli arkadaşım Mihran Tomasyan’a


Çiçek gibi
Sakla beni.

Bugünlerde
kadife buhurdanlıksın sen,
Yol tabelamızı sallama yerinden,
Yürüme kiremitlerin üstünden,
Kızıl kalbimi teslim etme
Kurtlara sinsi ve öfkeli.

Avucumda yaprak
Haşiş değil…

Ellerimde gizledim çömleği
ve Kıbrıs’tan bir şişe şarap…
Parmaklıklar ardından gülüyorum
Tüm mahkûmlar için…
Yüksek sesle gülüyorum…
Acılarımın arasında unuttuğum kızıl Gibriyanos’u hatırlıyorum
Beyaz Toyota’nın içinde.

On yıldır,
On yıl.
On uzun yıl,
Unuttum
Dua etmeyi
Bir mabedin önünde durarak,
Öperdim Antilyas’taki Zebur’u,
Orada daha yoldaşlar vardı…
Ki onlar için ölmeyi göze alırdık
Kalın mumdan rahipler vardı orada ince sakallı
Ve duanın haçı büyüktü, çok büyük…

Şimdi hayal etmekten ürktüm,
Ne bir hayal ne bir ümit…
Açık ve uzun bakışla paylaşırım bizim ve Tomasyan Mihran’ın yolunu.
Mihran acele etme derim.
Kurşun delebilir bizim yüreğimizi.
Benim ve senin yüreğini,
Ve deme ki, şimdi balıkların zamanı değil…
Şimdi zamanıdır,
Ki eskimiş, rengârenk bavulunu açasın, Arap kardeşlerimin önünde,
Dolap naftaliniyle kaplanmış, körelmiş ulusun seni takip etsin.
Orada, nem-seven yüreğimizi balık kemirecek..
İstanbul’un altın sahillerinden fırlayan yüreğimiz…
Turyan, Medzarents, beyazpeynir, Hacı Bekir…
Ne dizeler unutturdular bana
Ne zaman ki Toshiba’mın çenesini kapattılar…
Ağlama, Mihran, ağlama…

Bu gün Hrant Dink’in alın yazısı önünde
Onun kurban bedeni için,
Kardeşlerin beyaz şarap getirdiler.
Beyaz şarap
Acılarımıza derman olacak.

Ağlama, Mihran ağlama…
Aynısıdır yatağan…
Ve kelime ölecek her gün,
İkimizin Yaşaması için…
Boğazımda yeşeren kavrulmuş bir buğdaydır o kelime…
O kelime yaramızın kabuğudur…
O kelime bir sembol, kutup yıldızlarının önünde
O kelime yüreğimdir lodos yemiş…
O kelime,
Sensin ve başka yoldaşlar,
Hepsinin ceplerinde kırmızı mühür var…
Yoldaşlar,
Ki onların hafızası,
Gecikmiş bir itiraftır,
Halepteki Hagop Oşagan’ın mezarı başında…
Ağlama Mihran, ağlama
Olan biten iki adımda, ve gerçeğin kapısı
açılacak gözlerinin önünde.

Sadece ürküyorum ki içimdeki balık
konuşacak…
Sadece o balık konuşsun
Neler söyleyebilir
Neler hatırlayabilir…
O balık,
Yaralı o balık, benim,
Sensin…

Biz hepimiz balığız Mihran,
Anladın mı?
Biz hepimiz rahimdeki kör balıklarız,
Kör balıklar dostum,
Kör, bavulsuz yolcu balıklar, deli balıklar…
Sahipsiz, Vatansız, dölsüz balıklar…
Yabani, yorgun, ruh hastası balıklar Mihran.
Balıklar ki, ne Toprakları, ne de evleri var, ne
Büyük ada, Ezgi-aşk, prodakşın, kamera veya balon…
Balıklar ki balıklar gibi sessiz ve sabırlı…
Biz hepimiz balığız Mihran.

Ama o Kelime daha büyük
Sıkılan hain ve köle mermiden…
Yığınla insan düştü yanı başımıza
Kaç kent kül oldu ve kan çanağına döndü.
Yüreğin Mihran, yüreğin bir buhurdanlık…
Ki içinde, kırmızı buhur parçaları, tütsülendi.
O kırmızı buhuru ki Peder Bartev getirirdi bize…
Ağlama Mihran,
Mihran
Ağlama
Ağlama
Ağlama…


Sako Aryan

 

ՁՈՒԿԵՐՈՒ ԵՒ ՍԻՐՏԵՐՈՒ ՄԱՍԻՆ

                                                                      

Անզուգական Ընկերոջ մը՝ Միհրանին Թովմասեան

 

 

Ծաղիկի պէս

Պահէ Զիս:

Այս  օրերուն,

Թաւշեայ բուռվառ ես դուն,

Մի շարժեր ուղենիշը մեր ճանապարհին,

Մի քալեր կղմինտրին վրայէն,

Եւ սիրտս կարմիր մի յանձներ

Գայլերուն Նենգ ու կրքոտ:

Ափերուս՝  տերեւ է

Ոչ հաշիշ …

Ձեռքերուս պահած եմ խեցի,

Եւ  շիշ մը գինի  Կիպրոսէն…

 Ճաղերու ետեւէն կը խնդամ

Բոլոր բանտարկեալներուն համար …

Բարձրաձայն  կը խնդամ…

Ու ցաւերուս մէջ կը յիշեմ Կիպրիանոսը կարմիր որ մոռցած եմ,

Ճերմակ Թոյոթային մէջ:

Տասը տարիէ ի վեր,

Տասը տարի.

Տասը երկար տարի,

 Ես մոռցայ

Աղօթելու  կարիքը,

Առաջ տաճառին մօտ կենալով,

 Կը համբուրէի սաղմոսը Անթիլիասի,

Հոն դեռ ընկերներ կային…

Որոնց  համար մեռնիլը յանձն կ’առնէինք

Հոն կային կերոնէ աբեղաներ բարակ մօրուքներով…

Եւ աղօթքի խաչը մեծ էր,   շա՜տ   մեծ…

 

 

 

Հիմա,  սոսկում  երազելէն,

Ոչ մէկ երազ, ոչ մէկ յոյս …

Բաց ու ձիգ հայացքով  կը կիսեմ մեր եւ Թովմասեան Միհրանի ճանապարհը:

Միհրան մի շտապեր կ’ըսեմ.

Գնդակը կրնայ ծակել մեր սիրտը.

Իմ եւ քու սիրտը,

 Եւ  մի ըսեր որ ձուկերու  ժամանակը  չէ հիմա …

Հիմա ժամանակն է,

Որ  բանաս վալիզդ հինցած ու բազմագոյն, արաբ եղբայրներուս առջեւ,

Ազգդ բթացած   պատուած պահարանի նաֆթալինով  թող հետեւի քեզի…

Այնտեղ՝  խոնաւասէր եւ ձուկ պիտի կրծեն մեր հոգին..

Պոլսոյ ոսկեայ ափերէն ժայթքող  մեր հոգին ….

Դուրեան, Մեծարենց, ճերմակ պանիր,  Հաճի Պէքիր…

Ի՜նչ բանաստեղծութիւններ մոռցնել տուին ինծի

Երբ թոշիպայիս  ծնոտը փակեցին…

Մ՛ի լար, Միհրան, մ՛ի լար …

 

Այսօր,  Հրանդ Տինքի ճակատագրին առջեւ

Անոր մատաղ մարմնին համար,

Եղբայրներդ  սպիտակ գինի են բերեր.

Ճերմակ գինին

Մեր ցաւերուն դարման:

 

Մի՛ լար, Միհրան մի՛ լար …

Նոյնն է եաթաղանը..

Ու բառը պիտի մեռնի ամէն օր,

 Որպէսզի ապրինք ես ու դուն ..

Բառը խանձուած  ցորեն է իմ կոկորդէս հասնող …

Բառը մեր վէրքի  կեղեւն է:

բառը սիմվոլ է բեւեռային աստղերուն առջեւ

Բառը խորշակէն զառնուած սիրտն է իմ …

Բառը,

Դուն ես եւ շատ մը ուրիշ ընկերներ,

 Որոնց գրպաններուն մէջ  կարմիր կնիք մը կայ….  

Ընկերներ,

Որոնց յիշողութիւնը,

Ուշացած խոստովանութիւն է,

 Հալէպ ՝Յակոբ Օշականի շիրիմին առջեւ …

Մի՛ լար Միհրան, մի՛ լար

Ընդանմէն երկու քայլ եւ ճշմարտութեան դուռը

Պիտի բացուի  աչքերուդ առջեւ :

 

Միայն կը սոսկամ, որ  ձուկը որ մէջս է,

Խօսի …

Միայն այդ ձուկը խօսի,

Ի՜նչեր կրնայ ըսել,

Ի՜նչեր կրնայ յիշել …

Այդ ձուկը.

Վիրաւոր այդ ձուկը՝  ես եմ,

 Դուն ես …

                             ….

 

Մենք բոլորս ձուկ ենք Միհրան,

Հասկցա՞ր

Մենք բոլորս կոյր ձուկեր են արգանդին մէջ,

Կոյր ձուկեր բարեկամս,

 Կոյր, անվալիզ, ճամբորդող ձուկեր, խենթ ձուկեր …

Անտէր , անհայրենիք, անպտուղ ձուկեր…

Անոպայ, յոգնատանջ, ներվային ձուկեր Միհրան.

Ձուկեր, որ չունին   Երկիր կամ  տուն

Մեծ կղզի,  էզկի - սէր, բրոտագշըն, գամերա կամ օդապարիկ …

Ձուկեր որ ձուկերու պէս են լուռ ու համբերատար…

Մենք բոլորս ձուկ են  Միհրան:

Սակայն՝  Բառը աւելի է մեծ քան՝

Արձակազէնի փամփուշտը նենգ եւ ստրուկ…

Քանի- քանի մարդեր կ’իյնան մեր շուրջ   

Քանի  քաղաքներ  դարձան արիւնլուայ ու մոխրապատ.

Հոգիդ Միհրան, հոգիդ խնկաման է

Որուն մէջ դարիւ -դարիւ ծխուեցան   կարմիր բոլոր խունկի  կտորները.

Կարմիր այդ խունկը,   որ Հայր Պարթեւը կը բերէր մեզի ….

Մի՛ լար Միհրան ,

Միհրան

Մի՛  լար

Մի՛ լար

Մի՛ լար                                                                                                      


Սագօ Արեան

1 note

Beden -12 / Garden Tower Hoteli’nin lobisi- Antilyas / 20.06.2011

Beden -12 / Garden Tower Hoteli’nin lobisi- Antilyas / 20.06.2011

zor bi gece

Çok zor bir geceydi, hayatımda ilk defa izleyici kitlemin yaş ortalaması 75’di. 60 demiyorum 75 diyorum : ) Blogda çokça ismini geçirdiğim Berç Fazlian’ın arkadaşlarına dans ettiğim bir gece oldu bu. Çoğu sanatçı ve entelektüel bu Beyrut’lu insanlar Antilyas’da Garden Tower adlı hotel’in lobisinde beni izlemeye geldiler. Saat 20:00’ye yaklaşırken ve tek tük seyirciler gelmeye başladıkça ben durumu yeni yeni algılamaya başladım. Güzelce giyinmiş, gardroblarındaki en güzel kıyafetlerini seçmiş, kokular sürünmüş, pahalı takılarını takmış takıştırmış, ağır makyajlarıyla bayanlar ve yanlarında artık ayakta durmakta zorluk çeken iki üçü bastonlu eşleri.  İlk defa bu kadar panik oldum SBDK oynarken. Ki oldukça fazla sayıda temsil yapmıştım ama yaş ortalaması bu kadar yükselince elim ayağım birbirine dolandı. Bi kere eserdeki birçok şey işlemedi, daha en başta bavuldan kamerayı çıkardığımda kimin eline vereceğimi şaşırdım, gözlerinden, bir bale temsili beklediklerini hemen daha ilk anda anladım zira yanılmamıştım çünkü gösteri sonrası Bejart ve Nijinski üstüne benle sohbete girdiler  :  ) Ah ahh Nijinski nerde Sen balık değilsin ki nirde :  ) O yüzden ne yaparsam yapayım sanırım çoğu büyük bi hayal kırıklığına uğradı. Kameramı en son yere koyup fixlemekte çare buldum. Ama en çok zorlandığım ve şimdi kendi kendime kahkahalarla güldüğüm mevzu ise efect bölümünde yaşandı. İlk ölümden sonra ayağa kalktım ve gülme seslerinden sonra koca bi “siktir” çektim içimden. Zira ıslık- çığlık-out efectleri bu 80’liklere hiç mi hiç işlemeyeceği belliydi. Karşılarında 30’luk delikanlı çıkmış 80 yaşındaki kadına ıslık yapıyor, göz kırpıyor, flört ediyor falan, gerçekten acınası bi haldeydim… Bunun önlemini almadığım için de kendime çok kızdım. Bi yerden sonra  savaş sahnesinde kalp krizi geçirecekler diye de çok korktum : )

En sonunda eser bitti ki bence gerçekten kötü bi temsil oldu. Ama yüreklendirici çok söz işittim, Fazlian beni ısrarla konuşmak ve eser üstüne tartışmak için sabah çaya davet etti, bana “senfonik bi eser gibiydi, çok keyf aldım” dedi, ama karısı için aynı şeyi söyleyemicem, bence hiç hoşlanmadı : ) Benim için gecenin en önemli mevzuzunu, Beyrut’un önemli bir heykeltıraşı olduğunu gösteriden sonra öğrendiğim bi beyle yaşadım, bana çok büyük bi iltifat etti, ki bugüne kadar aldığım en büyük iltifattı sanırım. “Paradjanov’un kolajlarına benzettim işini, tebrik ederim.” dedi.  Paradjanov mu? : ) Paradjanov sineması ve yaptığı olağanüstü kolajları sanırım dünyada eşine az rastlanır güzellikte eserlerdir ve bu büyük sanatçı küçük ruhumda elbette ki yer etmiştir, evimize gelmişliği bile vardır, böyle bi cümleyle ödüllendirilmek benim için paha biçilmezdi.
Ne mutlu böyle bi his uyandırabilmiş olmam bu adamın zihninde…

Bu geceden geriye işte böyle bişey kaldı….
Ve Beden -12

El mecbur, SBDK’nin bi bavul dekoruyla ve yedek malzemeyle geldiğimden fazla eşya getirememiştim. Bunlar iki pantalon, don-çorap, bir havlu, mayo, 6 tshirt ve bir eşorfmandan oluşuyordu. Ve havalar ısındıkça hergün iki tshirt değiştirmeye başlayınca ben, ki eşşekler gibi terlerim, bu kıyafet konusu burda ciddi bi problem teşkil etmeye başladı. Yeni bişey almak benim için her seferinde bi problemdir, azla yetinmek değerliydi ve gerek yoktu ihtiyaçtan fazlasına, bu inadımla burda da bişey almamış oldum

Ve, her hafta iki defa çamaşır yıkar bi vaziyetteyim artık :) Blogu kapatmama son 4 gün kala, bi 5-10 sene sonra geriye dönüp bakmak istediğimde, bu çamaşırlığı ve tshirtlerimi gülerek hatırlamak istediğimden buraya yerleştiriyorum Allahtan hava sıcak ve 1-2 saate kuruyor herbişeyim, çamaşır makinası olmayan çok evde kaldığımdan da elde yıkama konusunda da epeyi ustalaştım, seyyar çamaşır deterjanım ev ev dolaşır oldum, İstanbul’da böylesi bi işe girebilirim eğer imkan tanınırsa, haberiniz olsun. Özenle elde çamaşır yıkanır….

Beden - 11 / Tekeyan toplantı salonu - 19-06-2011 

Beden - 11 / Tekeyan toplantı salonu - 19-06-2011 

1 note